Sanat Dünyasında Sessizliği Bozmak
- Aybike Yavuzoğlu
- 26 Ağu 2025
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 31 Ağu 2025
Taciz, yalnızca bireysel bir suç değil; susturulanların üzerine kurulu bir sistem. Korkunun yerini güvenin, sessizliğin yerini dayanışmanın aldığı bir sanat dünyası yaratmak mümkün.

Sanat, perdenin ardında büyüleyen bir hayal yaratır. Fotoğraf karelerinde, dizilerin sahnelerinde ya da müziğin melodilerinde sunulan bu hayaller, zaman zaman bir estetiğin arkasına saklanan karanlıklarla gölgelenir. Son günlerde sosyal medyada yankılanan taciz ifşaları aslında uzun süredir bilinen ama konuşulmayan bir gerçeği tekrar yüzümüze vuruyor: Sanat dünyasında güvenlik, ne yazık ki hâlâ bir lüks.
Edilen Sessizlik Yemini
Çekim setlerinde ve kulislerde, yıllardır bilinen ama dillendirilmeyen, dillendirilse de sessizlik yemini edilen bir gerçek vardı: taciz. Sanat dünyasında otorite isimler, genç bir model ya da oyuncu için kariyer kapısıydı. Oysaki bu kapının ardında çoğu zaman istenmeyen bakışlar, imalı sözler, istenmeyen mesajlar ve sınırı aşan davranışlar gizleniyordu.

Sektör içinden birçok kişi bu gerçeği bilmesine rağmen sessizlik çoğu zaman bir tercih değil, kariyer kaybı korkusundan kaynaklı bir zorunluluktu. “Bir şey söylersem iş bulamam, iş kaybederim.” düşüncesi, faillerin en büyük zırhı oldu. Tozpembe dünyanın içinde, ruh sağlığının giderek yok olduğu bu ekosistemde taciz, bireysel bir suç olmanın yanında sistemin değişmez bir parçası hâline geldi.

'Yıllardır sektörde bir virüs gibi yayılan kültürel kodlarla beslendi.'
İfşa Dalgası: Sosyal Medyanın Gücü
Bugün bu sessizliğin kırıldığını görebiliyor ve seslerin yükseldiğini duyabiliyoruz. Reşit olmayan birine yazılan mesajlar, setlerdeki üstün tavırlar ve sanatın altına sığınılarak yapılan manipülasyonlar sosyal medyanın gücüyle gün yüzüne çıkıyor. Bir paylaşım artık yalnızca bir kadının hikâyesi değil; milyonların tanıklığına dönüşüyor. Her paylaşımla sesler biraz daha çoğalıyor, artıyor ve yayılıyor.
Birçok ünlü isimle başarılı işlere imza attığını gördüğümüz fotoğrafçılar hakkında ortaya atılan iddialar, sanatçıların iptal kararları, bazı oyuncularla ilgili gün yüzüne çıkan mesajlar… Hepsi birer işaret fişeği. Bu fişekler yalnızca kadınları değil; markaları, yapımcıları ve sektördeki diğer herkesi sorumluluk almaya çağırıyor. Konuşamayanın, utananın, “Yanlış anladım.” diyenin sesi olmak, konuşmaktan korkana güç vermek artık bir tercih değil; olması gerekendir. Çünkü dijital çağda suskunluk artık mümkün değil.

Tacizi Meşrulaştıran Kültür Kodları
Büyük resmi kaçırmamak ve net bir şekilde görebilmek için taciz olaylarını yalnızca “birkaç kişinin hatası” olarak nitelendirmemek gerekir. Bu durum, yıllardır sektörde bir virüs gibi yayılan kültürel kodlarla beslendi:
Sanat kisvesi: “Sanat için soyunmalısın, cesur olmalısın; başka türlü başarılı olamazsın.” baskısı
Güç ilişkileri: “Bu işi istiyorsan kurallara uy.” mantığı
Sessizlik zinciri: Şahit olanların, işini kaybetmemek için konuşmaması

Alışılmış bu kodlar yalnızca mağdurları değil, aynı zamanda sessiz kalanları da içine alarak büyüdü. Menajerlerin, set ekiplerinin “O adamın, o kadına yönelttiği talepler.” dediği şey, sadece kulaktan kulağa yayılan bir dedikodu kültürü hâline geldi. Fakat unutulmamalı ki susmak, faillerin en büyük müttefikidir.
'Sessizliği değil, dayanışmayı seçiyoruz.'
Değişim Mümkün mü?
Tacizden arınmış bir sektör elbette mümkündür. Bunun için yalnızca bireylerin eyleme geçmesi yeterli değil; kurumların da sorumluluk alması gerekiyor:
Şeffaf sözleşmeler: Oyuncu ve modellerin haklarını koruyan açık hükümler
Bağımsız temsilciler: Çekimlerde güvenliği gözeten profesyonel denetçiler
Taciz karşıtı protokoller: Prodüksiyonların net kurallar koyması
Dayanışma ağları: Mağdurlara yalnız olmadıklarını hissettirecek destek hatları

Bu adımlar atıldığında sektörde yayılan korkuların önüne geçilebilir. Ekranda ya da sanatın başka dallarında severek takip ettiğimiz otoriteler, tacizi meşrulaştıramayacak ve varlığını sürdüremeyecektir.
Özgür ve Güvenli Bir Gelecek İçin
Sanatın dünyası yalnızca ışığı, yaratıcılığı ve estetiği değil; güveni de yansıtmalı. Sektörün içinde yaşanan taciz vakaları, bize güvenlik olmadığında kadınların özgürce yaratıcılığını ortaya koyamayacağını açıkça gösteriyor. Tacizden arınmış bir sektör yalnızca kadınların ya da gençlerin değil; hepimizin sorumluluğudur.

Susturulan, bastırılan, türlü türlü tehditlerle konuşması engellenen kadınlarımız… Artık korkmayın, biz hepimiz sizin yanınızdayız. Sessizliği değil, dayanışmayı seçiyoruz. Çünkü sanat dünyası; baskının, korkunun ya da istismarın değil, özgürlüğün ve güvenin içinden doğar.




Yorumlar