Kendi Işığında: Hamide Akkuş
- Aybike Yavuzoğlu
- 10 Eki 2025
- 3 dakikada okunur
Edito Sty. Portre kapağımız, sizi Hamide Akkuş’un sessiz ama keyifli dünyasına davet ediyor.

Hamide Akkuş I Kendi Işığında I Porte Kapak
Hamide Akkuş, kameranın önünde duygularla, hayatın içinde sadelikle var oluyor. Oyunculukta içsel dengeyi, yaşamda ise doğayla kurduğu bağı merkezine alan bir kadın. Köpekleriyle geçirdiği huzurlu anlar, doğada yaptığı uzun yürüyüşler, sessizlikle kurduğu o ince bağ, hepsi birer ritüel onun için. Kamera karşısında duygularla ördüğü karakterlerin ardında, aslında sakin dünyasıyla var olmayı seçen bir Hamide Akkuş var. Onun kendi iç ışığıyla buluştuk ve doğallığın zarafetini; kendi olma hâlinin estetiğini konuştuk.
Oyunculukla ilk tanışmanız nasıl oldu? Çocukluk hayaliniz miydi yoksa yol sizi buraya mı getirdi?
Oyunculuk aslında hep içimdeydi. Çocukken bile farklı karakterlere bürünmeyi, kendi hikâyelerimi yaratmayı çok severdim. Ama bunu bir meslek olarak düşünmem, yolun beni getirdiği noktada şekillendi. İlk kez sahneye çıktığım anda hissettiğim o heyecan, oyunculuğun hayatımın bir parçası olacağını bana gösterdi.
''Onun geçmişini, yaşamadığı ama yaşayabileceği ihtimalleri de hayal ediyorum.''
Bir rolü üstlenirken “Hamide” ile “oyuncu Hamide” arasında nasıl bir çizgi var?
Kamera karşısına geçtiğimde tamamen karaktere teslim olurum. O anda Hamide geri planda kalıyor, karakterim öne çıkıyor. Ancak set bittiğinde, o karakteri orada bırakıp kendi hayatıma dönüyorum. Bu denge benim için çok önemli; aksi halde insanın ruhu yorulur.
“Kızılcık Şerbeti”nde Aylin karakterine hayat verdiniz. Canlandırdığınız bu karakter sizin için nasıl bir deneyim oldu?
Aylin, kariyerim açısından çok değerli bir deneyimdi. Aynı zamanda oldukça farklıydı çünkü kendi kişiliğimden oldukça zıt bir karakterdi. Onun dünyasına girerken çok gözlem yaptım, farklı yönlerini anlamaya çalıştım. Beni zaman zaman zorladı ama çok şey de kattı. Böyle roller oyunculuğu benim için daha heyecan verici hale getiriyor.
“Aylin” gibi bir karaktere hayat verirken; sadece senaryoyu değil, onun yaşamadığı ama yaşayabileceği ihtimalleri de düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Bir karakteri yalnızca senaryodaki hikâyesiyle sınırlamıyorum. Onun geçmişini, yaşamadığı ama yaşayabileceği ihtimalleri de hayal ediyorum. Bu, karakteri hem benim için hem de seyirci için daha gerçek ve derin kılıyor. Aylin’i de bu şekilde çalışmak, ona farklı katmanlar kazandırmamı sağladı.
Psikolojik derinliği olan, güçlü iç çatışmalar yaşayan karakterleri canlandırmayı çok isterim.
Kamera önünde olmak, kendi kimliğinizden çıkıp başka birinin karakterine bürünmek size neler öğretiyor?
En çok empatiyi öğretiyor. Kendi hayatımda hiç deneyimlemediğim duyguları keşfetmemi, farklı bakış açılarını anlamamı sağlıyor. Bu süreç, yalnızca oyunculuk anlamında değil, insan olarak gelişimime de büyük katkı sağlıyor.
Televizyon ve dijital projeler arasında sizin için ne gibi farklar var?
Henüz dijital platformlarda bir deneyimim olmadı ama mutlaka denemek istediğim bir alan. İzleyici gözüyle baktığımda dijital projelerin daha özgür bir anlatım dili sunduğunu ve karakter derinliklerini daha cesurca işleyebildiğini görüyorum. Televizyonun ise çok daha geniş bir kitleye ulaşma gücü var. Bu yüzden her iki alanın da kendine özgü avantajları olduğunu düşünüyorum.
''Kendimi hep bu dünyanın içinde hayal ettim.''
Sizce oyunculuğun geleceği hangi yönde şekilleniyor: Daha dijital, daha bağımsız yapımlar mı, yoksa büyük prodüksiyonların gücü mü?
Bence dijital platformların yükselişi önümüzdeki dönemde de devam edecek. Bu alan, özellikle bağımsız yapımların kendine yer bulabilmesi açısından çok değerli. Ama büyük prodüksiyonların etkisi de hâlâ güçlü. Gelecekte iki tarafın birbirini besleyerek ilerleyeceğini düşünüyorum.
Hayal ettiğiniz bir rol ya da içinde yer almak istediğiniz bir senaryo var mı?
Psikolojik derinliği olan, güçlü iç çatışmalar yaşayan karakterleri canlandırmayı çok isterim. Bir karakterin iç dünyası ne kadar karmaşık olursa, o rol benim için o kadar heyecan verici oluyor.
Bir karakterin en önemli gücünün, seyircinin kendinden bir parça bulabilmesi olduğunu düşünüyor musunuz?
Kesinlikle öyle. Seyirci, kendi hayatından ya da duygularından bir şeyler bulduğunda karakterle gerçek bir bağ kuruyor. Bence bu bağ, oyunculuğun en güçlü tarafını oluşturuyor.
En büyük huzuru köpeklerimle vakit geçirirken buluyorum.
Eğer oyunculuk yolunu seçmeseydiniz, Hamide Akkuş’u hangi meslekte görürdük?
Yine sanatın içinde bir yerde olurdum. Küçükken hep ya şarkıcı ya da oyuncu olacağımı söylerdim. Yani yolumun bir şekilde yine sahneyle ya da kamerayla kesişeceğine inanıyorum; çünkü kendimi hep bu dünyanın içinde hayal ettim.
Peki, Hamide Akkuş’u setten uzak bir günde neler besler, neler yapar?
En büyük huzuru köpeklerimle vakit geçirirken buluyorum. Onlarla yürüyüşe çıkmak, oyun oynamak bana çok iyi geliyor. Sevdiklerimle zaman geçirmek de aynı şekilde ruhumu besliyor. Bir de doğada olmak... Bazen sadece sessizce yürümek bile yetiyor.
Eğer Hamide Akkuş’un ilham panosunu görseydik, orada hangi parçaları bulurduk?
Kesinlikle sakinlik bulurdunuz. Bana huzur veren renkler, içsel dinginliği hatırlatan detaylar... Belki sevdiğim şarkılardan birkaç söz, belki de ilham veren bir film repliği. Çünkü beni en çok besleyen şeyler bunlar.




Yorumlar